TRABZONSPOR DERGİSİ

BU BİR KURTULUŞ MÜCADELESİ

İstanbul'un otuz dokuz ilçesinden biri olarak yıldızı parlayan: Beylikdüzü'nün Trabzonlu ve Trabzonsporlu Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na sorduk...

Ekrem Imamoğlu - Röportaj

Ekrem Bey, Trabzonspor'la ilgili çocukluğunuzdan neler hatırlıyorsunuz?

Yani; inanılmaz bir heyecan... Mesela ilk şampiyonlukla ilgili unutamadığım bir anım var. Çok yaramaz bir çocuktum küçükken, bir keresinde, kereste atölyesinde yere düşmüş ve başımı yarmıştım. Apar topar Numune Hastanesi'ne gitmiştik. Dikiş atılmıştı başıma. Ciyak ciyak ağlamamla hastaneyi ayağa kaldırmıştım. Sonra hastaneden çıkınca arabayla sahil yoluna indik. Ben ağlamaya devam ediyorum tabii. Tam Faroz'a doğru yaklaştık ki trafik bir anda tıkandı, arabayı da büyük amcam kullanıyordu. "Niye tıkandı?" diye sordu. Küçük amcam "Trabzonspor şampiyon oldu ya Farozlular lastik yakıp yolu kesmişlerdir." dedi.Bu 'şampiyon' lafını duyunca bende ağlama mağlama kalmadı ve arabada "Trabzon, Trabzon" diye bağırmaya başladım. Bu hiç unutamadığım bir anımdır. Seneler sonra bile amcam dalga geçerdi; acını biz dindiremedik ama Trabzonspor dindirdi, derdi... O yıllarda çocukluğumun kahramanı Şenol Güneş'ti. Ben ona hayranlığımla beraber kaleci oldum. Köyde, sokakta yaptığımız maçlarda kaleye geçen hep ben olurdum. Topa ayakla vurmak gibi bir hayalim hiç olmadı, ama topu yakalamak gibi bir refleksim gelişmişti... Şenol Güneş'e duyduğum hayranlığı herkes bilirdi. Bir gün Faruk Özak dükkanımıza geldi. Faruk Bey ve babam meslektaşlardı, inşaat işiyle uğraşıyorlardı. Babam "Faruk Özak'ı tanıyor musun?" diye sordu bana. Tanımadım deyince, "Tabii" dedi, "Senin için bir tek Şenol Güneş var, başka kimseyi tanımazsın. Ama senin takımın kaptanı işte bu beydir" diyerek Faruk Özak'la tanıştırmıştı beni. Görüyorsunuz ya; böyle küçük anı parçacıklarım oldukça fazla aslında. Mesela, Trabzonspor'un yine şampiyonluk yolunda kritik bir Fenerbahçe maçı var, ve karşılaşmayı da TRT naklen veriyor. Bizim evde televizyon vardı o dönem. Hepimiz ekran başında heyecanla maçı izliyoruz. Fenerbahçe'yi bir son dakika golü ile yenmiştik. Evden dışarı çıkıp o heyecanla herhalde 4-5 kilometre koşmuştum, bir yandan koşuyorum bir yandan bağırıyorum... Sonra o meşhur Inter maçı... Babam yaşıma başıma bakmadan maçı izleyebilmek için dükkanı bana bırakıp gitmişti. Herkesin maça kaçıp emanetçi olarak beni kullanmaları ve benim dükkanda çatlayarak maçın sonucunu beklemem unutamadığım bir başka anımdır işte...

Trabzonspor ile ilgili ne kadar çok anıya sahipsiniz...

Ben şanslıydım. Trabzonspor'un en güzel zamanlarında güzel anılar biriktirdim. Bazen stat çevresinde, bazen sokak arasında, bazen hayal dünyasında... Trabzonspor sadece futbol değildi ki bizim için. Trabzonspor bir olguydu. Onun başarılı oluşu, göğsümüzü kabartıyordu. Çocukken Milliyet'ten, Tercüman'dan kesip biriktirdiğim gazete kupürleri var; Trabzonspor'un büyüklüğünü anlatan. Hala saklarım onları. Zaman zaman açar bakarım.

“Öğrenciliğimde, Trabzon'daki seyirciye sırtımda çuvallarla tişört taşıdım...”

Peki çocukluktaki bu ilgi gençlik döneminizde de devam etti mi?

Tabii ki... Adana'ya, Mersin'e, Ankara'ya maça giden, üniversite yıllarında tribünle iletişimini kesmeyen biriydim ben. Hatta bunu söylemeliyim; İstanbul'da üniversitede okurken sırtımda çuvallar dolusu beyaz tişört taşıyıp Harem'den Trabzon'a yollardım. Sotka'daki Affetmezler'e... Onlar da üzerine Trabzonspor arması koyup stat önünde satarlardı. Yani ben Trabzonspor için hamallık da yaptım öğrenciliğimde...

Trabzonspor'da yöneticilik de yaptınız, o yılları anlatır mısınız? Neler kaldı hafızanızda?

Yöneticilik benim için önemli bir idealdi. Üniversitede okurken "Trabzonspor'a yönetici olmalıyım" diye düşünürdüm. Ve Trabzonspor'a yönetici olmanın altyapı gerektirdiğini de bilen birisiydim. Yani bunun için sadece Trabzonsporlu olmanın yetmeyeceğinin farkındaydım. O bakımdan açıkçası Trabzonspor'un tarihsel ve kültürel kökleri, değerleri nedir, Trabzonspor efsanesi nasıl kurulmuştur, tüm bunların bilincinde olan bir Trabzonsporluydum. Bir yöneticinin "Bu maçı şöyle kaybettik, böyle kazandık" demesinin sıradan bir takımın yöneticiliği demek olduğunu, Trabzonspor'un sıradan bir takım olmadığını düşünüyor; Trabzonspor üzerine daha çok şey söylenmesi gerektiğine inanıyordum. Bu anlamda da kendimi geliştirdim diyebilirim. Kısmet oldu; 31 yaşında Özkan Sümer'in başkanlığındaki Trabzonspor Yönetim Kurulu üyesi oldum.

Sayın Özkan Sümer'in başkanlığı benim için gerçekten ciddi bir spor yöneticiliği okuludur diyebilirim. Çünkü Özkan Sümer, sporcu kimliği ön planda bir yöneticidir. İnanılmaz bir öğretmenlik yaptı diyebilirim. Ama ben yöneticiliğimi orada da bırakmadım; daha sonra yine 3-4 arkadaşımla beraber, Trabzonspor'a basketbol takımını hediye eden kurucu isimlerden birisi oldum. Takımımızın Spor-Toto Basketbol Ligi'nde mücadele ediyor olması, bunun ilk adımlarını 3-5 arkadaş birlikte atmış olmak beni her daim onurlandırır.

Trabzonspor Muharrem Usta'nın önderliğinde bir dönüşümden geçiyor. Büyük bir uğraşısı var, bununla birlikte birtakım sorunlar da var. Çoğunlukla mali sorunlar... Siz nasıl bir gelecek görüyorsunuz Trabzonspor'da?

2004 yılında Özkan Sümer döneminde yöneticiliğini yaptığımız Trabzonspor'un tüm varlıkları bir değer olarak bir kenarda durmak üzere, toplam borcu 3 milyon dolar civarındaydı. Şu an 700 milyon lira dolayında bir borçtan bahsediliyor. Böyle bir süreçte kulübü teslim almanın inanılmaz zor olduğunun altını çizmek lazım. Öte yandan Trabzonspor'un itibarının da son dönemde kayba uğradığı herkesin malumu. Bakın; ekonomiler düzeltilebilir ama itibarsızlaşma, spor dilinden uzaklaşma, Trabzonspor kimliğinden uzaklaşma ve bunların yarattığı tahribatın düzeltilmesi kolay bir süreç değil. O bakımdan, bütün bunlardan kurtulabilmek için sevgili Muharrem Usta'nın yönetimiyle beraber tüm camiayı içine çeken, kucaklayan ve herkesi mücadelenin bir parçası haline getiren bir anlayış ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum. Bu süreç, bir 'Kurtuluş Mücadelesi' gibi algılanmalı camia tarafından. Ben bu hamlelerde üzerime ne vazife düşüyorsa, kulübüm için her zaman hazırım diyebilirim... Bir Trabzonsporlu olarak benim kalbimin, zihnimin bir köşesinde her zaman Trabzonspor için ben ne yapabilirim sorusu vardır ve olacaktır. Bu benim için böyleyse, milyonlarca Trabzonsporlu için de aynı şekilde olmalıdır. İşte bu potansiyeli harekete geçirmek lazım...

Şimdilerde, Trabzonsporumuzun efsane takımı üzerinden 'Avni Aker'e Veda' temalı bir belgesel hazırlıyoruz. Bu belgesele sizin de büyük katkınız var. Öncelikle Avni Aker deyince sizin de içinize bir hüzün düşüyor mu? Bunu öğrenmek istiyorum.

Avni Aker deyince hüzünlenmemek mümkün değil... Onun kapısında heyecanla beklemek, içeriye girebilmek için bir büyüğün yanına sığınıp içeri dalabilmek, orada yaşadığımız anılar... Çocukluğumuzdan yöneticiliğimize kaybedişler, kazanımlar, zaferler, mutluluk, gözyaşı, umutsuzluk... Öyle çeşitli, öyle zengin duygular yaşattı ki bize orası! Üstelik ben Avni Aker'in çimlerine de bir sporcu olarak ayak basmış birisiyim. Bir spor şöleninin açılış maçını Trabzon Lisesi ve Affan Lisesi olarak Avni Aker'de yapmıştık ve iyi bir kalecilik deneyimim olmuştu orada. Ancak maalesef yaşadığımız düzen içerisinde, zaman içerisinde bu tür yok oluşlar kaçınılmaz bir gerçek... Biz Avni Aker'in hafızalarda yaşaması için, tarihe kaydolması için mutlaka bir şeyler yapmalıyız, diye düşünüyorum. İşte bu belgesel de bu bağlamda çok önemli.

Belgesel için neler söyleyebilirsiniz?

Avni Aker'e kimlik katan insanların, orayı bu kadar kutlu yapan insanların neler hissettiğini, düşündüğünü tarihe kaydetmek adına böyle bir adımı atmak istedik. Bu süreci belgeselin yönetmeni olarak seninle beraber yaşadık, yol haritasını da beraber belirledik. Sağ olsunlar; konuyu Trabzonsporlu yetkililerle ve Sayın Başkan'la paylaştığımda onlar da bizden desteklerini esirgemediler.

Bu belgesel aynı zamanda Trabzonspor'un ne anlama geldiğini, nasıl bir kimlikle mücadele ettiğini, insanlara neler hissettirdiğini anlatan bir çalışma olacak. Aslında sadece Trabzon'da değil, bütün Türkiye'de gösterimi yapılmalı, başka takım taraftarlarının da izlediği bir belgesel haline gelmeli, bir örnek teşkil etmeli. Çünkü Trabzonspor örnektir, önderdir.

Ekrem Bey, Trabzonspor'un kalecisi olma hayaliniz varken şimdi bir belediye başkanısınız. İstanbul'un çok önemli bir ilçesinin belediye başkanlığını yapıyor olmak, Trabzon ve Trabzonsporlu olmakla birleştiğinde ne gibi bir hissiyat bırakıyor sizde?

Ben başarımın temelinde karakterimi görüyorum. Bu karakteri doğduğum şehirden alıyorum, diyebilirim. Mücadeleci yapımın, başarıyı isteyen karakterimin ya da başarılı olmak zorundayım diyen karakterimin kökünde Trabzonluluk vardır, Trabzonsporluluk vardır... Trabzonlu olmamdan dolayı Trabzon kentine ve Trabzonlulara karşı ayrı bir sorumluluk hissettiğimin de altını her yerde çizmişimdir. Görevi ilk aldığımda, "Aileme ve doğduğum topraklara olan sorumluluğumu biliyorum" demiştim. Oradaki mesele aslında şu; ben önce onlara mahcup olmamalıyım; yani hiçbir Trabzonlu benim ismimi duyduğunda mahcubiyet hissetmemeli. Aksine "Helal olsun bizim şehrimizi, bizim topraklarımızı iyi temsil ediyor" diyebilmeli. Bu duygu benim için inanılmaz bir motivasyon kaynağıdır. Benim için Trabzonlu olmak şöyle bir şey çünkü: Bir Trabzonlu mutlaka başarılı olmalı, mutlak vatanına ve milletine faydalı işler yapmalı, bütün Türkiye'nin gurur duyacağı kimlik olmalı. Bu bir şövenist bir bakış açısı değil aslında; aksine vatandaşlık bilincinin kendine özgü bir kaynağıdır, diyebilirim. Benim beslendiğim kaynak da işte tam olarak bu...

Sayın Ekrem İmamoğlu çok teşekkür ederiz…